Kategori arşivi: Yaşam

E-ticaret Siteleri ve Hizmet Kaliteleri (Deneyimsel)

Düğününe 1,5 ay kalmış genç bir gelin adayı olarak; eksiklerimi internet üzerinden alma davranışı gerçekleştirdim. Bu süreçte deneyimlerimi yazıya dökme kararı aldım. Yetkililere teşekkür ya da şikayet olarak da adlandırılabilir.

Ivey Business Journal’ın yaptığı ve Capital dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, sadık müşteri en önemli değerdir ve müşteriler;

çalışan davranışlarına göre %42,

Müşteriye kendini değersiz/ kötü hissettirme ise %29 oranında müşteri kaybına neden olmaktadır. Bu süreçte firmaların tutumları ve hizmetleri hakkındaki deneyimlerimi aşağıdan okuyabilirsiniz.

E-ticaret Siteleri ve Hizmet Kaliteleri (Deneyimsel) yazısına devam et

sosyal medya ne değildir?

Sosyal Medya’da bireysel hesap yönetimi

Her anneler gününde timelineımda annesiyle üstünkörü çekilmiş ve eklenmiş fotoğraflarla dolar taşar. Uzaktaki annesini, her gün yan yana uyuduğu annesini, bazen bir şekilde kırıp üzdüğü annesini…

Mezar taşında selfie yapan ve bunu paylaşan insanların hikayeleri de farklı bir boyut, son dönemde bu nesil gittikçe çoğalıyor.

Annesini kaybetmiş arkadaşlarımı düşündüğüm zaman canım iki kez yanıyor çünkü “anne” odağı gözümüze kadar sokulmuş ve çaresizce tüm gün üzülmek zorunda ya da dışlanmış durumunda hissettiğinden de eminim. Çünkü “mezarda anne aranmaz.”

sosyal medya ne değildir? yazısına devam et

Çocukları atın geriye ne kalır?

24-30 Mayıs “Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası” olarak ülkemizde 1997’den beri kutlanan bir hafta… Lafta yani, bir de şefkat demeleri yok mu? Sanki herkes evinde birbirine çok şefkatliymiş gibi, sokak çocuğuna şefkat gösterecek he bu insanlar. Yok. İnandırıcı değil. Çocukları atın geriye ne kalır? yazısına devam et

Çanakkale Zaferi ve 2017

“Hakan Yeşilyurt-Selanik Türküsü” lütfen açabilir miyiz, rica etsem?

Sahip çıkmamız gereken günler artık bir elin parmağını geçmiyor. Ulusal günlerimiz sürekli devinim halinde. 15 Temmuz en basitinden, meydanlara, sokaklara, insanlara veriliyor isimleri. Çanakkale Zaferi ve 2017 yazısına devam et

eryaman ümitköy metro durağı

Az önce…

Ankara ayazı ve sıcaklık -10 vardır. Deri eldivenler dostta kalmış. Ümitköy metrosunda bekliyorum tam olarak 20 dakikadır. Ellerim uyuşuk, bir amca dikkatimi çekiyor, önünde bir bez üzerinde tırnak makası, yara bandı, kumanda, piller ve buna benzer eşyalar. Kimse almıyor, dönüp bakmıyoruz bile. Çünkü biz kalın montlarımızın içerisindeyiz ve yünlü kazaklarımız kapatıyor insanlığımızı, tenimiz gibi, vücudumuzu örttüğü gibi… eryaman ümitköy metro durağı yazısına devam et

muavin

Dolmuştayım. Parayı verdiğim Muavin Bey hakkında yazı yazacaktım, 10 Kasım gününde.

Tıkış tıkış olmuş adım atacak yer yok.  Muavin ve bir yolcu tartışması yaşanıyor. “Hindistan’a çevirdiniz iyice ülkeyi” diyen yolcuyu kalaylıyor muavin beyler.

Yanyana gitmekten çok da rahatsız olmayan diğer yolcu ise “ne yani kimse binmesin mi? Sonra şikayet ediyorlar.”

Kafa karışıklığı içinde saate baktım; 09:05

Motor sesi ve insanların dialoglarından duyulmuyor siren sesi. Lafı sözü geçen tek kişi var yakınımda “muavin bey”

Sanki ihanet ediyormuşum gibi hissettim kendimi. Sanki herkes unutmuştu. Sesim titredi konusurken:

-“Siren çalıyor olmalı. Dursanız bari 2 dk.”

-“Duralım ablam, yolcuyu indirelim de. Arkadaş Hindistan mindistan deyince….” diye savunmasını yaptı muavin

Başka bir yolcu ise

-“ya iyide zaten 7 geçiyor. Durmayın yani.”

Neyse ki 10-15 saniye durduk devam ettik yolumuza, zaten 6 geçmeye başlamıştı.

Hemen radyoyu açtım, doyamamıştım ulan.

Senede en derinden hissettiğim bugün ben törene yetişememiştim. Durduramamıştım ne içimdeki özlemi, ne de içinde zerre özlem barındırmayan koca otobüsü ne de Muavin Bey’in umursamazlığını. Artık gücüm yetmiyordu.

Artık gücüm yetmiyordu…

Hayatında sadece resmi tatillerde aklına gelen insanların, benden daha çok savunmasına da anlam veremiyorum. Boş sevmelerden ziyade tanımadan nefret edenleri de anlayamıyordum.

Senelerce arkasından atıp tutmuş aydın ya da gerici farketmez; tarihçi, gazeteci ya da her ne meslektense…  15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra bir anda aşk ile yanıp tutuşan o kararsız ve saygısız insanlara da anlam veremiyordum.

Gösteriş sevgilere de gücüm yetmiyor.

Yine aynı şekilde bitireceğim.

 

1 dakika…

Yine 1 senelik o sessizlik…

Saygılarımla,

kabus kafası

Kabus kafası her zaman sana reeli hissettirir.

Ellerimiz bağlanmış dört arkadaş bir koğuştaydık. Tanımadığım yüzleri, yüreğimdeyse kardeşlik türküleri. Konuşamıyor, uyuyamıyor, şarkı bile söyleyemiyorduk. 3-4 saat geçmişti, bize çarşaf bile getirmeden o sarıya çalmış yastık kılıfları ve nevresimlerle uyumamız gerektiğini iletmişlerdi.

Hem günler  geçmişti, hem sadece 3 saattir oradaydık. Zaman kavramının anlamsızlaştığı yerdeydik. Bir hapishane.

Biz burayı hak etmek için ne yaptık diye düşündüm, ODTÜ’de bir şeye direnmişiz. Oğlum iyi de ben başka okuldan, bilmem kaç sene önce mezun olmuşum, ama eğer direndiysem de iyi ki burdayım. Bu bir kabus olmalı, hayır gerçek bu.

Kız geldi, kaşınıyor mu boynun. Evet boynum, kollarım…

Ben demiştim o yastıklarda uyumamalıyız diye…Ne ara uyumuştum hatırlamıyordum bile, dedim ya zaman kavramı yoktu. Çaresizlik ruhumuza hakimdi, pislik odamıza, yatağımıza… Uyanmalıyım, sabah olmalı. Hayır!

İki tane kötü kadın vardı,birisi zayıf ve kısa boylu,sarımsı saçları çirkince suratı. Diğeri hafif toplu, kızılımsı saçlar daha sessiz bir yapısı…

Bir arkadaşı çağırdılar odadan, bugün gidiyosun. Bahçeye çıkardı beni, toprağı eşeledik ve 2 tane bıçak çıktı. Eğer çıkamazsan ya da sana kötü bir şey yaparlarsa onları öldürmelisin. Bıçakları tekrar toprağa gömdüm  ama aklımda olması bile  beni katil yapacaktı. Tekrar düşündüm.

Ben buraya gelmek için ne yapmıştım?

Düşünmek…

Defalarca ağladım, çığlık attım, kustum kustum yine ağladım. Bağırdım, duvarları yumrukladım, yoruldum, uyudum, kaşındım, uyandım, yine ağladım.

Gözlerim yaşlıydı, derin bir nefes alırken kolum kafama çarptı. Gözümü açtığımı farkettim.

Güzel bir Cumartesi sabahı.

Uyandım, tekrar ağladım.