#tecavüzmeşrulaştırılamaz

Kanım dondu.

Araştırdım. Bilmediğim ve öğrenmek zorunda olmadığım kişilerin anılarını okudum. Biz kozmopolit hayatta “kadın hakları” savunucusu olmamıza rağmen, yaşım 29 ve hala kendi hayatıma yön vermem gerektiğini inanırken, 16 sene önceki Özlem’e tecavüz edebilecek “adamı ya da adamları” düşündüm. #tecavüzmeşrulaştırılamaz yazısına devam et

“sadece beş dakika daha yaşamak istedim…”

Yaşıyoruz. Duygularımız var, bir insanı sevebildiğimiz gibi bir zaman sonra sevemeyebiliyoruz da. Yaşıyoruz ya hani.

Öyle delirmeye başlamışız ki, kendimizi beğendirmek için estetiklere düşenler, o TV’deki kadınlara benzemeye çalışmalar, karakter değişimi, daha fazla itaatkar tavırlar, dik durması gereken kadının “aşk uğruna” karar verme yetisinin azalması, “kıskançlık” duygusu adı altında hayatını kast eden baskı ve aslında yine aşk için katlanman gereken o “şeyler”

Bakın olay nerelere gelecek daha…. Bunları yaşayan tek ben olmadığım gibi, çözümü de yine ben değilim. Karar hayatınızdır. Karar verme yeteneğini de yaratıcı insana vermiştir. Bu sizi diğer canlılardan ayırır, muhakeme yeteneği ve bedelini ödeme/ haketme gibi…

Okumuş ya da duyarlı olması gereken kadınlardan bahsedelim biraz da… İş hayatında yaşanılan o “farklı” algılanan feminizm mesela. Giydiğiniz kıyafetlerden yaşam tarzınız anlaşılabilir bunu size yapan da kadın çalışanlardır. Cinsiyet faşizmini en derinlemesine zaten kurumlarda görürsünüz. Erkek çalışanlarla konuşma tarzınız, gece nerede kiminle oturduğunuz, medeni durumunuz; kıyafetlerinizin, makyaj malzemelerinizin, kuaförünüzün ve arabanızın markası önemlidir. Kadınlığınız bu değerlere göre ölçülür. Anne olanlar diz üstü etek giyemezler mesela.

Özel hayatınız, aile hayatınız, iş hayatınız ve hala *varsa bir sosyal hayatınız güçlü olmak zorundasınız. Her şeyle başa çıkabilmelisiniz. Ama o zaman da hayatınızda bir “erkek” figürüne gerek kalmayabilirmiş, yani eğer erkek adamlarımızın hayatımızdaki olma nedenini yeterince kavrayamadıysanız.

http://kadincinayetleri.org/ bu siteyi karıştırın. Öyle istatistikler var ki. Kadınların ölme nedenleri.

Daha 1 ay önce “şort giydi” diye bir hemşire, kamuya açık alanda “vatandaş” tarafından tekme tokat dayak yiyor. Herkes haklı bu ülkede. Biz kadınlar adına “aşk olur, namus olur, dostluk olur….” her türlü gerekçeyle ne yapacağımız, nasıl yaşayacağımız öğretildi. Gerçekten ne kimsenin karısı ne de eğlendiği kadınlar olmak istiyoruz. Reddedildi diye sokakta ölen kadınlar, son dolmuşa bindi diye tecavuz edilip yakılan genç kızlar, sevgilisi zengin diye katledilen gencecik goncalar, yaseminler, güller…

bizi sevmeyin.

 

 

 

muavin

Dolmuştayım. Parayı verdiğim Muavin Bey hakkında yazı yazacaktım, 10 Kasım gününde.

Tıkış tıkış olmuş adım atacak yer yok.  Muavin ve bir yolcu tartışması yaşanıyor. “Hindistan’a çevirdiniz iyice ülkeyi” diyen yolcuyu kalaylıyor muavin beyler.

Yanyana gitmekten çok da rahatsız olmayan diğer yolcu ise “ne yani kimse binmesin mi? Sonra şikayet ediyorlar.”

Kafa karışıklığı içinde saate baktım; 09:05

Motor sesi ve insanların dialoglarından duyulmuyor siren sesi. Lafı sözü geçen tek kişi var yakınımda “muavin bey”

Sanki ihanet ediyormuşum gibi hissettim kendimi. Sanki herkes unutmuştu. Sesim titredi konusurken:

-“Siren çalıyor olmalı. Dursanız bari 2 dk.”

-“Duralım ablam, yolcuyu indirelim de. Arkadaş Hindistan mindistan deyince….” diye savunmasını yaptı muavin

Başka bir yolcu ise

-“ya iyide zaten 7 geçiyor. Durmayın yani.”

Neyse ki 10-15 saniye durduk devam ettik yolumuza, zaten 6 geçmeye başlamıştı.

Hemen radyoyu açtım, doyamamıştım ulan.

Senede en derinden hissettiğim bugün ben törene yetişememiştim. Durduramamıştım ne içimdeki özlemi, ne de içinde zerre özlem barındırmayan koca otobüsü ne de Muavin Bey’in umursamazlığını. Artık gücüm yetmiyordu.

Artık gücüm yetmiyordu…

Hayatında sadece resmi tatillerde aklına gelen insanların, benden daha çok savunmasına da anlam veremiyorum. Boş sevmelerden ziyade tanımadan nefret edenleri de anlayamıyordum.

Senelerce arkasından atıp tutmuş aydın ya da gerici farketmez; tarihçi, gazeteci ya da her ne meslektense…  15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra bir anda aşk ile yanıp tutuşan o kararsız ve saygısız insanlara da anlam veremiyordum.

Gösteriş sevgilere de gücüm yetmiyor.

Yine aynı şekilde bitireceğim.

 

1 dakika…

Yine 1 senelik o sessizlik…

Saygılarımla,