kabus kafası

Kabus kafası her zaman sana reeli hissettirir.

Ellerimiz bağlanmış dört arkadaş bir koğuştaydık. Tanımadığım yüzleri, yüreğimdeyse kardeşlik türküleri. Konuşamıyor, uyuyamıyor, şarkı bile söyleyemiyorduk. 3-4 saat geçmişti, bize çarşaf bile getirmeden o sarıya çalmış yastık kılıfları ve nevresimlerle uyumamız gerektiğini iletmişlerdi.

Hem günler  geçmişti, hem sadece 3 saattir oradaydık. Zaman kavramının anlamsızlaştığı yerdeydik. Bir hapishane.

Biz burayı hak etmek için ne yaptık diye düşündüm, ODTÜ’de bir şeye direnmişiz. Oğlum iyi de ben başka okuldan, bilmem kaç sene önce mezun olmuşum, ama eğer direndiysem de iyi ki burdayım. Bu bir kabus olmalı, hayır gerçek bu.

Kız geldi, kaşınıyor mu boynun. Evet boynum, kollarım…

Ben demiştim o yastıklarda uyumamalıyız diye…Ne ara uyumuştum hatırlamıyordum bile, dedim ya zaman kavramı yoktu. Çaresizlik ruhumuza hakimdi, pislik odamıza, yatağımıza… Uyanmalıyım, sabah olmalı. Hayır!

İki tane kötü kadın vardı,birisi zayıf ve kısa boylu,sarımsı saçları çirkince suratı. Diğeri hafif toplu, kızılımsı saçlar daha sessiz bir yapısı…

Bir arkadaşı çağırdılar odadan, bugün gidiyosun. Bahçeye çıkardı beni, toprağı eşeledik ve 2 tane bıçak çıktı. Eğer çıkamazsan ya da sana kötü bir şey yaparlarsa onları öldürmelisin. Bıçakları tekrar toprağa gömdüm  ama aklımda olması bile  beni katil yapacaktı. Tekrar düşündüm.

Ben buraya gelmek için ne yapmıştım?

Düşünmek…

Defalarca ağladım, çığlık attım, kustum kustum yine ağladım. Bağırdım, duvarları yumrukladım, yoruldum, uyudum, kaşındım, uyandım, yine ağladım.

Gözlerim yaşlıydı, derin bir nefes alırken kolum kafama çarptı. Gözümü açtığımı farkettim.

Güzel bir Cumartesi sabahı.

Uyandım, tekrar ağladım.