Bu ülkenin gençleri

Şimdi, konumuz bu ülkenin gençliğine geldiyse ben yazarım baba !

Biz gençleri her zaman yaşlılar anlattı. Bir Haziran günü, herkes çıktı piyasaya, dediler ki; “Bu ülkenin gençliği bu!”

Gezi’de kitaplar takas edildi, müzisyenlerle şarkılar söylendi, hergün ayrı bir şenlik yaşandı…

Kafaya takmış ama bizi.

Bu ülkenin gençliği demiş;  “gezide elinde taşla, molotofla vandallık yapan değil” bu ülkenin gençliği demiş;  “etek giyerek eylem yapanlar değil.”

“Vay beee!”  diyesi geliyor insanın…

Sen bizi ne ara gördün de tespitler yaptın be baba!

“Kabataş’ta başörtülü bacıma neler neler yaptılar.” diyor…

“Camiye ayakkabıları ile girip içki içtiler.” diyor.

“Müezzin gördü.” diyor, çark yine aynı şekilde devam ediyor.

Doları kendisi yükseltiyor… Gençliğe bulaşıyor, inancıma bulaşıyor, kadınlığıma bulaşıyor…

Yine başladı aynı terane…

“Benim türbanlı bacılarımın hakkını yediler.  Benim oğlum-kızım yurtdışında okumak zorunda kaldı.”

Oysa gerçek çok farklıydı; çocukları üniversiteyi kazanacak puanı alamamıştı.

Hem, mesele senin 3 çocuğun değil ki, mesele neydi biliyor musun?

Asgari ücretle 3 çocuk diye tutturmaların, boş vaatlerin, bomboş kumpasların ve aslında yüreği masallarla, güzel türkülerle dolan taşan gencecik insanlardan korkmaların.

Haksızlıkların, insafsızlıkların, vicdansızlıkların…

Bak hocam,  sen beni bırak, sen bizi bırak.

Merak ediyorum arkasına AKP’yi almadan emek veren bir genç parti üyen  var mı?

Kafayı taktığın bu Gezicilerin %78’i herhangi bir dernek/parti veya oluşuma üye değildi.

Şimdi sen kimi suçluyorsun “vandal” diyerek?

Bu taktığın gezicilerin %96’sı sade vatandaşı temsil ettiğini söylerken sen hangi vatandaş için kürsüde asıp kesiyorsun?

Bu aklından çıkaramadığın Gezicilerin %90’ı insan hakları ihlaliyle mücadele ediyorken, sen diyorum ey devlet/ hükümet sen kimin hakkını savunuyordun ?

Bence yeter!

Bence artık bizle uğraşma, paranoyak liderliğinin yarattığı buhranlardan bunaldık. Senin imzaların ve kararların neticesiyle yaşamaya çalıştığımız bu sosyal, özel ve profesyonel hayatımızdan darlandık.

Sus, bize biraz huzur ver.

**http://www.ozgurgaste.com/2015/03/16/bu-ulkenin-gencleri/

Erkek Devlet

Meraklandıran bir soru beynimde;

“ Tanrı’nın cinsiyeti olsaydı, kesin erkek olurdu.”

Bu fikre sahip olmamda; belki de izlediğim çizgi filmlerin çok büyük etkisi var.

Hani çizgi filmlerde Tanrı’lar erkek, melekler kadındır ya…

Tanrıçaları boşverin, mitolojiye zaten hiç bir zaman ilgi duymadım.

Biraz büyüdüm… Devletleri düşündüm… Çark geriye dönmeye başladı, dişliler hareket halinde;

-Meraklandıran bir soru beynimde;

“Devlet’in cinsiyeti olsaydı, kesin erkek olurdu.”

Eğer devlet erkekse; son 12 senede kesinlikle bu davranışlarıyla özetleyecekti, “O” ebeyevndi artık.

Aslında, baba olmak kötü bir duygu olmamalı. Fakat bunca evlat kapana sıkışmış duygusuyla savaşıyorsa; fakat bunca evlat evini terk ediyor veya terk etmek istiyorsa; fakat bunca evlat bu babadan utanıyorsa, fakat arkadaşlar…

Fakat babaya karşı gelinmez duyusu bu denli sarsıyorsa evlatları; ayyuka çıkmışsa ihanet, ayyuka çıkmışsa kardeşler arası ayrımcılık, ayyuka çıkmışsa hissizlik, gaddarlık, insafsızlık…

Şey… Şimdi başka bir konudan bahsedelim…

Karen Horney, Freudyen bakışını geliştirecek bir hipotez öne sürmüştü; “rahim kıskançlığı” (womb envy) kısaca şunu söylüyordu; doğurmak eylemi başlı başına, yeni bir şey yaratmak anlamına geldiğinden; erkekler, kadınların bu dişil fonksiyonlarını içten içe kıskanmaktadır ve bu kıskançlık toplum içerisinde kadınları küçümsemelerine ve eşit haklara sahip olmadıklarını düşünmelerine sebep olmaktadır. Erkek Devlet yazısına devam et