Gri

Milenyum kuşağı olduk biz, şanslı bilindik. Oysa gerçek böyle miydi ? Biz özlem duymuyor muyuz, büyüklerimizin gençliğine. Bizim gençliğimiz onlar kadar renkli mi ? Yoksa grilerin tonundan bir hayat mı cenderesine almış bizi ?

Grinin renkten öte bir psikolojik durum olduğuna inanmaya başladım.

Bir yaşam felsefesi…

Eğer gençliğiniz AKP iktidarı dönemine denk gelmiş olsaydı; siz şanslı büyüklerimiz, biz gibi olsaydınız bunun bir ideoloji olduğuna inanırdınız.

Hayatımız renkli olamadı, harçlar, beklenen hastane sıraları, ÖSS, YGS, işsizlik, rekabet…

Biz zaten renkleri en son ilkokulda bıraktık, boyama kitaplarında… O zaman da, bir yanda şirinler vardı, bir yanda Gargamel.

Büyük yanlışmış…

Örgütlü şirinlerin, Gargamel’i her defa yenebileceğini görmüştük, meğer  tek tek gömecekmişiz ilerleyen zamanlarda.

Çocukluğumuz bitti, geçtik ergenliğe, elimizde klasikler…

Doğruyu sorgulayarak öğrenecektik…

Raskolnikov daha siyahtı bizden, siyahın en derinini hissetmeliydik “hırsızlık gerçekten neden ayıp/günahtı?” ya da “değersiz! bir insanı katletmek” , bir suçun cezasını sorgularken kendi içimizde…

Suçsuzluğun cezasının “katliamlar” olduğunu öğrenmiştik.

Sivas’ı, Roboski’yi, Mumcu’yu, Ahmet Taner Kışlalı’yı, Hırant Dink’i ve nice ozanı, yazarı,  düşünürü gömdük.  Örgütlenen şirinler bir bir yokediliyordu.

Zordu büyümek bu dönemde, griler içinde beyazı bulmaya çalışmaktı sokağa çıkmalar. Oysa Gargamel yine belirdi, emirler yağdırdı etrafa “renklerin içinde yaşamayı sizden öğrenecek değiliz.”

Öğrenecek değildi de.

Saraylar boyandı, soytarılar çıktı yine sahneye. Hürmetler sunuldu, fermanlar okundu.

Şarkılar gri, heykeller, tablolar, insanlar ve meslekler gri, kadınlar ve çocuklar bile gri artık.

Siyahlar üzerimize kapanmadan…

Selametle…

**http://www.ozgurgaste.com/2015/01/20/gri/ 21.01.2014 tarihli yazım