Kandırıldık!

Öyle kolay olmadı haliyle. Dizginlemek için kadınları önce korkutmalıydılar, bazısını ürküttüler, bazısını kandırdılar,  bazısını ise sömürdüler. Bunu yuvalarında yaptılar, bunu  para kazandığı masada yaptılar, bunu sokakta yaptılar, bunu eğlendiği mekanda yaptılar, bunu televizyonlarda, dizi setlerinde, mahkeme salonunda, sınıfta genelleyelim ister misiniz? Bunu yapabildikleri her yerde yaptılar aslında.

   Kız kardeşlerine,eşlerine,annelerine, kuzenlerine, sevgililerine, teyzelerine, halalarına… Patronuna, iş arkadaşına, evlisine, bekarına, avukatına, bankacısına, çaycısına, bilim insanına, öğretmenine,temizlikçisine genelleme yapalım mı? Bunu yapabildikleri her “dişiye” yaptılar aslında.
Bana kızmayın ne olur, yüklediğim çirkin sıfattan dolayı, tdk kendisi belirtmiş zira oraya dayandıracağım mevzuyu.

   1. Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen (Kaynak: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=KADIN ; Erişim Tarihi: 17.11.2014) Saygıdeğer erişkin dişi insanlar ve adamlar (adam tdk’da “insan olarak çevrilmiş; http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.546a52b23fc848.45343698;Erişim Tarihi:17.11.2014)

   Yazık ki konumuz sadece bu toplumda, bir sosyolog olmadığım için teşhis koyamadığım “böylesi toplumlarda” kadına verilen değer. Bu konu öyle derin, öyle çetrefilli ki.
Mesela 8 Mart’ı bir kadınlar günü gibi algılama hastalığı başlıyor, yakındır emin olun, pırlanta ve kürklerin servis edilmesi. Unutmayın, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, hiçbir zaman “Kadınlar Günü” olmadı ve kutlanmadı.

   Bizi diyorum kandırdılar, önce okutmadılar bizi “kardelenlerimiz” yetişti karasal iklimlerde. Amfilerde başladı sonra mücadelemiz, kadın olduğumuz için “aptal ya da inek” olmadığımızı öğretmeliydik. Sosyalleşmek istedik KYK’ya dönmeden, bir kaç bir şey içersek mimlenirdik. Korktuk.

   İş hayatına girdik sonrasında mülakatlarımız oldu, profesyonel olmayan o kurum kültürleri, kimse kimseye hakaret etmiyordu ama o cinsiyetten kaynaklanan “öğrenilmiş cinsiyet faşizmine” maruz kalıyorduk belki de. Cinsiyetinizden dolayı hareket edemiyordunuz bazen “yanlış anlaşılırsa” her zaman bir “yanlıştan” korkuyorduk, bu yanlışın ne olduğunu bilmiyorduk üstelik.

   Sosyal hayatlarda duyar olduk “karı gibi” benzetmelerini, bazen bizler bile kullanıyorduk. Bizler bile öğreniyorduk yavaş yavaş bu faşizmi, dedikodular yapıyor, farkında olmadan erkekleşiyorduk, adamlaşıyorduk, insanlaşıyorduk teoride.

   Görsel basında kozmetikle kandırdılar bence, barbi gibi davranmaya başladık,onlar gibi olmaya. En güzeli olmalıydık, tüm zamanımızı kuaförlerde geçiriyor aslında geçici yatırımlarla kalıcı olacağına inandığımız bir “dişi” haline getiriliyorduk. İrademiz dışındaydı bunlar, sıfır bedenlerimiz, lenslerimiz, kaynaklarımız, uzun tırnaklarımız.. Belki de ondandır bu erkek çocuk olma özentiliğim.

   Diziler yaptılar bizim gibi “dişi kişilikler” için, her zaman zengin bir koca vardı. Günü birlik ilişkilerle kendini daha güçlü hissedebilirdik, daha değerlenebilirdik. Güzel saatler, çantalar, şık masalarda “asgari ücretiyle” sana hizmet eden çalışanlar. En değerli olabilirdin, koparılan o çiçeklerle bile, öldürülüp sana getirilen kürkler ve kanlı elmaslarınla.

   Kandırıldık dediğime kulak asmayın, daha kötüsü de vardı. 

   Seni değerli hissettiren “adamla, erkekle, insanla” evlendin. Belki aile baskısından, belki toplumun dayatmasından, belki yalnızlık korkusundan, belki de sadece ve sadece aşkından. Kavgalar çıktı, boğazlandın bazen. Tırnaklarını geçirirken hayata, eşin tarafından yine başka bir “dişi” ile aldatıldın. Evlenmişsin bir kere, toplum ve aile girdi yine devreye. “Yuvana” döndün. Anneydin çünkü tüm sorumluluk yine yıkılmıştı. Yuvayı dediler “dişi” kuş yapar. Ama yıkan kimdi anlatamadın hiç.

   Durun daha kötülerini de yaşadık. Bazen karşımda “kadın hakları konusunda” atıp tutuyorsunuz ya, eşit haklara sahip olduğumuzdan mesela. Kadınların da yönetici olduğundan, seçme/ seçilme, aslında birincil insan haklarından… Konu bu kadar yüzeysel değil arkadaşlar, başka bir konumuzda kadın cinayetleri…

   Konu yine kendi ailesi tarafından öldürülen/hapsedilen/terkedilen kadınlar. Konu paha biçilemeyecek kadar parası olan kadınların da dayak yemesinden,okuma yazma bilmeyen kadınlarında…

   Konu tdk’da kadın tanımının “annelik, dişilik, evcilik” gibi rollerle tanımlanmasından.

   Konu hala benim buraya “kadını” anlatmamdan. 

   Konu daha 2 ay öncesine kadar “bir botokslu kadının, konuk bir katil “adamı/erkeği/insanı” ekranda aklaması, kadın cinayetlerini sindirmeye çalışması” şu lanet olası reyting uğruna.

   #Saygılarımla 

Hoşgeldim

Yazıma başlamadan önce Detailhaber.com ekibine desteklerinden dolayı teşekkür ederim.

10 Kasım. Yas günü, siren seslerine karışan korna sesleri ve kanımı her sene olduğu gibi donduran o yas duygusu. Bu hissiyat bir özlem, bu hissiyat bir tutku, bu hissiyat çocuklukta tanıdığım, fikirlerine inandığım, bugünlerimde emeği olan, bilim adamı, edebiyatçı, matematikçi, düşünce adamı, komutan ve lideri kucaklama isteği.

Harf devrimim benim, batılılaşmam, özgürlüğüm, kurtuluşum emperyalizmden, sanayileşmem, köy enstitülerim, kadın haklarım, seçme ve seçilme iradem, fikirlerim ve aslında devrimim benim.

Bir Sartre gibi, bir Cem Adrian gibi, bir Fidel gibi, bir Lenin gibi…

“…Bizim ve tüm mazlum halkların esin kaynağıdır Devrimci Kemal Atatürk… Sağdan sola doğru yazılan Arap harfli ALFABE’yi bırakıp, soldan sağa doğru yazılan Latin harfli ABECE’ye geçilen Harf Devrimi başta olmak üzere, bir dizi çağdaş ve aydınlanmacı cumhuriyet devrimlerini bu kadar kısa sürede biz asla başaramazdık. Atatürk sosyalist olsa da aynı şeyleri yapardı. Kendinize başka esin kaynağı aramayın… Büyük bir deha ve komutan olan Kemal Atatürk’ün kıymetini bilin ve kendinize başka önder, yol ve yordam aramayınız…”  diyen Fidel ne de haklıydı oysa ki. (Kaynak: http://www.dursunozden.com.tr/?p=2448; Erişim Tarihi:10.11.2014)

Şimdilerde rastgeldiğim o söylemler, o videolar, serzeniş ve savaşlar…. Tek bir soru soruyorsunuz bana yıllardır “Biz sevmeye mecbur muyuz?”

Sizleri bilmem efendiler, ben sevmeye mecburum. Ben özlemeye, o andı içtiysem ben Ankara’nın kış ayazlarında, o askerler kaldıysa karların arasında; senin benim evlatlarım yaşayabilsin diye, donarak can verdiyse Sarıkamış’ta, mecburum ben. Topları taşıdıysa, ellerindeki tek desteği ördüğü bir çift çorapsa o anaların, ben kadın olarak mecburum her zerremde yaşatmaya.

Mecburum 1 dakika siren sesinde boğulmaya. Ben mecburum hesap sormaya, ben mecburum Doğu’mdan Batı’ma herkese “halkların kardeşliği” yeminini vermeye. Bunu öğretmeye, bu sevgiyi vermeye, bu toplumu ve ülkeyi daha da ileriye götürmeye mecburum ben.

1 dakika.

Yine 1 senelik o sessizlik.

Saygılarımla…

**11 Kasım 2014 tarihinde detailhaber.com’da yayınlanan yazımdır.

Umutsuzluğun Realitesi

Merhaba,

Size umuttan bahsetmeyeceğim bugün ve karşımda umuda dair en ufak cümle kuranları affetmeyeceğim. Neyi düşündüm biliyor musun? Yaşam kalitemizi, bu uçurumları, bu haksızlıkları ve aslında bencil olduğumdan mıdır bilmem, öğrencilikten sonra hakettiklerimi ve var olanları.

Biliyorsunuz, son zamanlarda Behzat Ç.’ye kafa  yorar oldum, orada bir replik vardı, bu rahatsızlığı o replik öyle güzel teşhis etmişti ki…

“Sen, olması gerekende yaşıyorsun Behzat. İdealdesin sen, hayaldesin. Ama var olan bir hayat var ve orada haksızlık var, yolsuzluk var, adaletsizlik var.”

Ne güzel değil mi? Hepinize önemli olduğunuz anlatıldı, parayla başarılı olacağınız, ne kadar statü alırsanız o kadar değer göreceğiniz… Sonra bunlara inandınız. Sonra ona göre yargıladınız insanları. Parası olmayana bırakın insanı, müşteri olarak bile bakamadık bir zaman sonra, haksız mıyım? Öyle yapmadın mı? Masanıza oturdu yeni arkadaşlarınız, baktınız kılığına bundan bir şey olmaz.. Yalan mı, demediniz mi? Ben mezun oldum okuldan, iş görüşmelerinize aldınız, ya yüzük parmağıma baktınız ya da cazgırlığıma, cv.me baktınız hemen tanıdınız beni. Yeteneğimin ne olduğunu anladınız ve hemen yapıştırdınız suratıma “sen bu işi yapamazsın.” Noldu, yapabilen birini bulamadınız mı yoksa? Sonra kafanıza göre izinler verdiniz, kafanıza göre maaş verdiniz, kafanıza göre belirlediniz standartlarımızı, her şeyi bıraktınız kafanıza göre seçtiniz iş arkadaşlarımızı.

Sadece verimlilik isterken siz, bizi harcadınız aslında.

Yeteneklerimizi…

Emeklerimizi.

#iyiUykular