Opis Ailem

Burak Bey’le tanıştık. Can Bey lobiye götürdü beni “ öyle bakma özlem, artık burası senin işyerin, buraya alışmalısın. Ben her gün gelemeyeceğim….”

Alıştım hem de normal bir alışmak değildi bu olan. Önce tanımaya çalıştım, karakterleri anlamaya yordum, tüm zihnimi üstelik çatıştım hem de ellerim titreyerek… “ işte, ben sizinle konuşmak istemiyorum!” özürler diledim, özürler dilendi. Ağladım bazen yanlarında, “annem, kalp krizi geçirmiş dün gece…”

-“ Hemen git Özlem, durma burda 1 dk daha” hastanede aradı şefim.  Akıl verdi bana kariyer, aile, evlilikler konusunda.

Tarık Abi’m var benim, tüm sorunlarımın yakın tanığı yeni satış şefim. Abi diyebilmek için 5 ayımı verdim. Artist, havalı ama babaların da babasıydın işte. 3 yaşındaki kızı Asya’nın arkadaşıyım ben. Ötesi yok işte…

Ufuk Uysal’ım mesela , napolitenlerim, kaave falı ile içilen Türk kahveleri ve aslında tüm zor zamanlarımda yanımda seni bulmam. Tüm zor zamanlarında yanında olmak istemem.  16 Eylül’ler, tartışmalar yaşayıp sonra pişmanlıkla whatsapp iletilerim, şakalar komiklikler…

Ben Deli Emin..

Sami  Müdürüm, karşı odadan bağırması mesela “Selmaaaaaaa Hanımmmmmm……” heceleyerek konuşan o bilmiş yapısının üzerime bulaşması daha fazla küstahlaşmam ve önüme gelene “hee sanki google’ın ceo’su olacak” demelerim. Ayşen Gruda’ya benzetmelerin, modadan bir türlü anlamamam ve aslında en güzel renklerden biriydin sen.

Goncamız, hırsından da yıldım bi ara satış hızından da J Beni beğenmemesi, başlarda artistlenmesi filan her şey bir yana bağıra bağıra satış yapması, altın çağında tanımalısın onuJ Ayrı bi renktin be goncik

Emremiz, stresli ve zor dönemlerinin öncesinde gereksiz tartışmamız. Zor zamanlarında özür dileyemeden, bayiye döndüğü anda sarılmam  belki… “Her şey inşallah daha da düzelir emrecim” Umut bebek umudun oldu, pes etmek yoooooookkktu işte.

Bahadır… O  lacivert ceketin yok mu? İskitler ekibimiz de ayrıdır bizim. Hep çalışmak istediğim bi kadro. Ahmet Abimiz, Levent’imiz, Baki’miz… Teslimatı haber verirler, işini mümkün olduğu kadar kolaylaştırırlar.

Bahadır diyorum ya, müdürden azar yer ama bana yansıtmaz işte. Öyle değerlidir Bahadır. Ben ağlarken arar “ben sana moral vercem ama sen ağlama” dayanamam bir kez daha hıçkırıklar.

Özge’cik, Sezercik… Her şeyimdir Ayşe, Ufuk, Özgecik… Ağlamalarım onların yanındadır, kahkahalar yine birlikte… Ben iş yapmak isterim, dostluk kurmuşum farkına varmadan. Bu ekip, opis ailem. Satış ailem.

Satış müdürüm Orhan Bey… Sert , kızgın görüntüsü her zaman korkutmuştu beni, zorlanmıştım. Hatta sorunlarımı anlatamamıştım fakat hatırlıyorum deliler gibi hastayken “sen git, hallederiz biz.”

-“ Ama Orhan Bey ctesi günü şubeler de kapalı, satış olursa kaçmasın, gitmemeyim ben…”

-“ Sen git, dinlen… Hallederiz.”

Doğum günümde pastamı götürdüğüm zaman benden memnun olduğunu öğrenmem. Bu benim için çok zordu, bunu Orhan Bey’den duymak çok zordu.

Bir film vardı “isyan” diye… Kara ütopyaydı bu, yeni bir dünya düzeni ve burada duygulara yer yok. Duygular acizleştirir ve başarısızlaştırır. Profesyonel bakamaz bir süre sonra bireyler, ilerleyemez, takılır kalır…  Doğru bu muydu sence?

Doğru neydi biliyor musunuz? Bunca değerli insanı tanımama neden olan Opis Ailesi’me sonsuz teşekkür edebiliyor olmam.

Venüs Projesi

Gün pazar ve ben kara ütopyalarla, karışan Orta Doğu’yla, ülkemdeki yok olan yeşil alanlar ve hidroelektrik santralleriyle, yanımdan bir saniye dahi ayırmadığım radyasyonuyla ölümü her geçen dk. çoğaltan akıllı telefonumla yepyeni bir sabaha uyandım. Pazar günleri güzeldir bilirsiniz, işte ben de bu pazar kendimi evime hapsetmek istedim. Biraz Hollywood filmleri izleyerek kendimi o büyülü alışveriş merkezleri ve satın almalarımı alışkanlık haline getirebilirdim. Daha mutlu olabilirdim, en azından dünya için, kendim için belki de.

Zeitgest’i 4-5 sene evvel izlemiştim, şimdi biraz daha büyüdüm. Bu yaşımda tekrar izlemek istedim, o zaman çok sinir bozucuydu çünkü. Amerika gibi bir güç nasıl bu kadar canavarca hareket edebilirdi… Piyasaları zaten anlamazdım.

izledim, üzüldüm, sinirlendim, paniğe bile kapıldım işin gerçeği. Sonra Jasque ismini alt yazıda gördüğüm yaşlı bir bilge Venüs Projesi (The Venus Project) diye bir dünyadan/oluşumdan bahsetti.

Venüs Projesi yaratıcısı Jasque Fresco kimdir? 

Jacque Fresco (d. 13 Mart 1916) kendi kendini eğitmiş bir endüstriyel tasarımcı, toplum mühendisi, mucit, yazar, konferansçı, fütürist ve Venüs Projesi‘nin yaratıcısıdır. 1916 doğumlu olan Fresco, 1929’daki Büyük Buhran sonrasında insanların çoğu için maksimum fayda sağlayacağına inandığı bir sistem geliştirmeye koyuldu: Venüs Projesi. Venüs Projesi, 1970 ortalarında Jacque Fresco ve partneri Roxanne Meadows tarafından başlatıldı. Hayatını ve yaptığı işleri anlatan Future By Design (Planlı Gelecek) 2006 yılında yayımlandı. Bu tarihe kadar enerji etkinliği, doğal kaynakların yönetimi, gelişmiş otomasyon üretimi ve güçlendirilebilir bütüncül şehir tasarımları gibi konuların topluma sağlayacağı faydalar üzerine yazılar yazıp konferanslar düzenledi. (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Jacque_Fresco; Erişim Tarihi: 01.09.2014)

Venüs Projesi’nin bize öngördüğü görsellerle, kaynak bazlı sistemi anladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım. Belgeselde yaratıcı diyor ki,

  • Şu anda piyasalarda etkin sistem, para/kar hedeflidir. İster ideolojiniz komünizm, sosyalizm, kapitalizm olsun hiç farketmez hepsinin temelinde para vardır. Bu yüzden paraya dayalı ekonomi artık çökmek üzeredir.
  • Yozlasan devletler ve insanlar, kar güdüsüyle üretilen ürünler ve buna bağlı olarak tüketim çılgınlığı ve aslında “kıt kaynakların” sorumsuzca kullanılabilmesi en büyük sorun. İnsanoğlu 2014’lü yıllarda hibrit teknolojisi, rüzgar ve güneş enerjisinden faydalanabilecekken, ekolojiye zarar veren kaynaklardan (kömür, petrol vs) medet umuyorlar.
  • Kaynak bazlı ekonomik sistem geliştirilebilir. Kaynaklar doğru kullanılırsa “kıt” değildir, teknoloji insanoğlunun bir uzantısıdır. Rakibi veya ikamesi değil. En basitinden kendi ülkemizden örnek verelim biz hala yaşam odaları tartışırken bunu teknoloji ile fevkalade üstesinden gelebilirdik. Gelebiliriz. Çünkü kömüre ihtiyacı olmayacak devletlerin, çünkü trenler mıknatıs gücü ile tekerlek olmadan sürtünerek ulaşım sağlanacak.
  • İnsanlar teknolojiyi ve bilimi geliştirmek üzere çalışacaklar, köleleşmek için değil.

Diyorlar ki, kanunlar boşuna… Biz teknolojimiz ile trafik kazalarını bile önleriz. Siz kanun koymayı bırakın, bu yol kaygandır levhası asmak yerine, asfalta madde dökersin ve kimse kaza yapmamış olur veya alkollü araç kullanan şoförler için araçlara bir sensör yerleştirirsin, belirli bir mesafeye kadar yaklaşabilir. Bu bence yapılabilir?

Gazze’yi düşünüyorum, bazı iş adamları daha fazla kazanabilsin diye babasız kalan Soma’lı çocukları, kendimi düşünüyorum, kendi ülkemde yeteneklerimi kullanamadan, kendimi tanıyamadan, ülkeme veya dünyaya bir şey üretemeden ölüp gideceğimi… Çocuğumu düşünüyorum, savaşa maruz kalırsa pişmanlığımı…

Düşünüyorum..

Başka bir dünya neden olmasın?